Öğrenmeyi Öğrenmek

Peki Bir Gün Sormaya da Üşenirsek? başlıklı son yazıma sevgili Boğaç’tan gelen yorumu okuyunca bir anda, “İşte bu! Bir sonraki yazımın konusu geldi.” dedim.
Çok teşekkürler Boğaç. 😉
Söylediği şey şuydu:
“Çocuklarımızın en iyi öğrenmeleri gereken şey, nasıl öğrendiklerini öğrenmek.”
Bu cümle beni yıllar önce aldığım bir eğitime götürdü.
Coursera’da Barbara Oakley ve Terrence Sejnowski’nin hazırladığı Learning How to Learn adlı eğitime katılmıştım. Dünyanın en çok ilgi gören online eğitimlerinden biri haline gelen bu kursun amacı size matematik, tarih ya da başka bir alan öğretmek değildi.
Asıl amacı bize yeni bir şey öğretmekten çok, nasıl öğrendiğimizi ve daha iyi öğrenmek için neler yapabileceğimizi anlatmaktı.
Aradan yıllar geçti ama Barbara Oakley hâlâ hayatımda. 😊 Zaman zaman e-posta kutuma ondan “Cheery Friday Greetings” başlıklı haftalık bir e-posta düşüyor. İçinde öğrenme, insan zihni, kitaplar ve yeni araştırmalar üzerine hâlâ ilgiyle okuduğum şeyler oluyor.
Yıllar önce Türkçeye “öğrenmeyi öğrenmek” diye çevirebileceğimiz bu kursa katılmamın sebebi, insanın nasıl öğrendiğini öğrenmekti.
Bugün hâlâ aynı sorunun peşindeyim; ama bu kez kendim için değil, kızlarım için.
Çünkü onların önündeki dünya, benim öğrenmeyi öğrendiğim dünyadan çok farklı.
Biz bilgiye ulaşmayı öğrenerek büyüdük. Kızlarım ise bilginin neredeyse sınırsız olduğu bir dünyada büyüyor.
Onların asıl ihtiyacı bilgiye nasıl ulaşacaklarını değil, o bilgiyle ne yapacaklarını öğrenmek olacak.
Düşününce yıllarca bize bir sürü şey öğretildi.
Matematik, fizik, tarih, yabancı dil, hatta bugün yaptığımız meslekleri öğrendik.
Ama bize nasıl öğreneceğimizi öğreten oldu mu?
Bir şeyi öğrenmiş olmak ne demek mesela?
Okumak mı, hatırlamak mı, anlamak mı? Yoksa onu kendi cümlelerimizle anlatabilmek ve daha önce hiç karşılaşmadığımız bir durumda kullanabilmek mi?
Benim için öğrenmenin en güzel testlerinden biri hep şu oldu:
Bir şeyi gerçekten öğrendiysem, onu kendi cümlelerimle anlatabiliyor muyum?
Çünkü anlatmaya başladığınız anda aradaki boşluklar ortaya çıkıyor.
“Biliyorum” dediğiniz şeyle “Gerçekten anlıyorum” dediğiniz şey arasındaki farkı görüyorsunuz.
Belki de öğrenmeyi öğrenmenin ilk adımı şudur:
Nasıl öğrendiğimizi keşfetmek, ne zaman gerçekten öğrendiğimizi fark edebilmekten geçiyordur.
Bugün çocuklarımızın önündeki asıl mesele de bu kadar çok bilgi arasından karşılarına çıkanı anlayabilmek, sorgulayabilmek, başka bilgilerle ilişkilendirebilmek ve gerektiğinde yeniden öğrenebilmek olacak.
Belki de gelecekte eğitimin en önemli sorusu:
“Biliyor musun?”
değil,
“Bunu nasıl öğrendin?”
olacak.
Çünkü nasıl öğreneceğini bilen insanın bugün her şeyi bilmesine gerek yok.
Bildiği şey eskidiğinde, mesleği ya da kullandığı teknoloji değiştiğinde yeniden öğrenebilir.
Bir de İngilizcede çok sevdiğim ama Türkçede tam karşılığını bulmakta zorlandığım bir kavram var:*
Unlearning.
Yıllardır doğru bildiğimiz bir şeyin artık geçerli olmadığını gördüğümüzde onu sorgulayabilmek, gerektiğinde ondan vazgeçebilmek ve yeniden öğrenebilmek…
Ama galiba bu başlı başına başka bir yazının konusu. 😊
Belki çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli öğrenme becerisi de budur:
Her şeyi bilmek değil, yeniden öğrenebilmeyi bilmek.
Ben yıllar önce bunu kendim için öğrenmeye çalışıyordum.
Şimdi kızlarım için uğraşıyorum.
Onlar büyürken yanlarında bizim çocukluğumuzda olmayan çok güçlü bir öğrenme arkadaşı da olacak:
Yapay zekâ.
Ve galiba tam burada benim için yeni bir soru başlıyor:
Her şeyi öğrenebilen bir makine varken, çocuklarımız nasıl öğrenecekler?
* Türkçe literatürde “öğrenilmişi boşa çıkarma” veya “bilinçli vazgeçiş” gibi karşılıklarına rastladım ama hiçbiri tam olarak içime sinmedi. O yüzden çevirmek yerine anlatmayı tercih ettim. 😊
Bu yazı 2 defa okundu
- Öğrenmeyi Öğrenmek - 07/09/2026
- Peki Bir Gün Sormaya da Üşenirsek? - 24/08/2026
- Fatih’in Öldüğü Yaştayım - 10/08/2026
Bir yanıt yazın