Peki Bir Gün Sormaya da Üşenirsek?


Genç çalışma arkadaşlarıma ve stajyerlerimize fırsat buldukça sorduğum bir soru var:

“Bu aralar ne okuyorsun?”

Doğrusunu söylemek gerekirse, aldığım cevaplar bazen beni düşündürüyor.

Çoğu zaman ya “Pek okuyamıyorum” cevabını alıyorum ya da uzun zaman önce okunmuş bir kitap hatırlanmaya çalışılıyor.

İlk aklıma gelen ise şu oluyor:

“Bu çocuklar okumadan kendilerini nasıl geliştirecekler?”

Ama sonra durup düşünüyorum.

Belki de yanlış soruyu soruyorum.

Çünkü bugünün gençleri bizim öğrendiğimiz gibi öğrenmek zorunda değiller.

Bizim için kitapların, ansiklopedilerin, öğretmenlerin ya da bir konuda bizden daha bilgili insanların doldurduğu alanı bugün YouTube, podcastler, online eğitimler ve sosyal medya dolduruyor.

Ve tabii artık yapay zekâ var.

Geçenlerde kızımla arabada giderken bunun çok basit ama beni epey düşündüren bir örneğini yaşadım.

Bana bir şey sordu. Konu benim de bilmediğim, dolayısıyla cevap veremeyeceğim bir şeydi. Ben araba kullandığım için telefona da bakamıyordum.

“Yapay zekâya sorsana,” dedim. “Ya da Google’dan bak.”

Cevabı çok kısa oldu: “Üşeniyorum.”

Bir an gerçekten ne diyeceğimi bilemedim. 😊

Çünkü bizim çocukluğumuzda bir şeyi merak ettiğimizde ne Google vardı ne de yapay zekâ.

Eve giderdik. Cilt cilt ansiklopedilerin arasından doğru harfi bulurduk. İlgili başlığı arardık. Sonra oturup okurduk.

Bilgiye ulaşmak zahmetliydi. Şimdi ise insanlığın oluşturduğu muazzam bilgi birikiminin önemli bir bölümü cebimizde.

Üstelik artık doğru anahtar kelimeleri bulup Google’da aramanıza bile gerek yok. Yapay zekâya sorun. Anlamadınız mı? “Daha basit anlat” deyin. Örnek isteyin. Karşılaştırmasını yaptırın. İtiraz edin. Başka bir açıdan anlatmasını isteyin.

Birkaç saniye içinde öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Bunun olağanüstü bir imkân olduğunu düşünüyorum. Ben de yapay zekâyı her gün kullanıyorum ve önümüzde açtığı imkânlara hayranım.

Ama kızımın o küçücük “Üşeniyorum” cevabı kafamda başka bir soru bıraktı:

Bilgiye ulaşmak için gereken çaba azaldıkça merakımız artıyor mu, yoksa merak etmenin değerini mi kaybediyoruz?

Elbette kızımın o günkü tek bir cevabından bütün bir kuşak hakkında hüküm vermek haksızlık olur.

Belki de gerçekten sadece o an üşendi. 😊

Ama yine de düşünmeden edemiyorum.

Ansiklopedi döneminde aramak gerekiyordu.

Google döneminde doğru kelimeleri bulmak gerekiyordu.

Yapay zekâ çağında artık sadece sormak yeterli.

Peki bir gün sormaya da üşenirsek?

Sanırım beni gençlerin az kitap okumasından daha fazla endişelendiren şey aslında bu.

Çünkü biraz düşününce fark ediyorum ki mesele kitap değil.

Mesele merak.

Merak eden insan bir yolunu buluyor.

Kitap okuyor, video izliyor, podcast dinliyor, bir bilene soruyor, araştırıyor, deniyor, bugün de yapay zekâya soruyor.

Araçlar değişiyor ama bütün bu öğrenme yolculuğunu başlatan şey değişmiyor:

Merak etmek.

Ve tam da burada yapay zekâyla ilgili başka bir soru kafama takılıyor.

Bugün yapay zekâya sorduğumuz soruların cevapları gökten inmedi.

İnsanlık yüzyıllardır merak etti, sordu, araştırdı, denedi, yanıldı, tartıştı ve yazdı.

Bugün kütüphaneleri dolduran kitaplar, geliştirdiğimiz bilimsel yöntemler ve kurduğumuz sistemler, bizden önce yaşayan insanların sorular sormasının ve o soruların peşinden gitmesinin sonucu.

Yapay zekâ da bugün insanlığın oluşturduğu bu muazzam bilgi ve düşünce birikiminden yararlanıyor.

O zaman insan ister istemez düşünüyor:

Yapay zekâ insanlığın bugüne kadar ürettiklerinden besleniyorsa, biz yeni şeyler üretmeyi ve yeni sorular sormayı bırakırsak o neyle beslenecek?

Ve belki daha önemlisi:

Biz düşünmeyi yapay zekâya bırakırsak, ona soracağımız yeni soruları kim üretecek?

Belki gelecekte cevapları bilmenin değeri bugünkü kadar büyük olmayacak.

Çünkü cevaplar zaten cebimizde olacak.

Belki geleceğin en kıymetli becerilerinden biri, hangi sorunun sorulmaya değer olduğunu fark edebilmek olacak.

İşte tam da bu yüzden dönüp tekrar kitaplara bakıyorum.

Belki kitapların asıl değeri yalnızca bize verdikleri cevaplarda değil, içimizde uyandırdıkları merakta.

İyi bir kitap size bir şey öğretir.

Çok iyi bir kitap ise bazen başka bir şey yapar:

Size daha önce hiç düşünmediğiniz bir soru sordurur.

Aslında yakın zamanda bunu kendim de yaşadım.

Bir tarih kitabını okurken karşıma çıkan birkaç bilgi beni Fatih Sultan Mehmet’ten kendi yaşıma, kendi hayatıma ve sonunda hiç düşünmediğim bir soruya götürdü:

Peki sen hayatına ne sığdırdın?

Belki de okumanın en güzel taraflarından biri bu.

Bir cevabı ararken hiç sormadığınız başka bir soruyla karşılaşmak.

Şimdi dönüp gençlere sorduğum o ilk soruya tekrar bakıyorum: “Bu aralar ne okuyorsun?”

Belki aslında bilmek istediğim kaç kitap bitirdikleri değil. Zihinlerini neyle besledikleri, neyin peşine düştükleri, hangi fikirlerle karşılaştıkları ve bütün bunların sonunda hangi yeni soruları sordukları.

Üstelik işler, toplantılar, koşturmaca derken son zamanlarda benim de istediğim kadar okuyamadığımı fark ediyorum.

Belki de gençlere —ve arada kendime— sormam gereken asıl soru başka:

“Bu aralar neyi merak ediyorsun?”

Bu yazı 2 defa okundu

Murat Zaralı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.