House M.D. – Gelmiş Geçmiş En İyi Dizi

Bu diziyi seyretmediyseniz, kendinizi yüksek bir yerden atın. Bir hastane dizisi bekliyorsanız o kadar yanılıyorsunuz ki…

House sadece bir doktor değil. Bir yaşam felsefesinin örneği.

Hepimiz hayattan bıktığımızda, insanlardan gıcık kaptığımızda, her şeyin canı cehenneme dediğimiz zamanlarda ortalığı kasıp kavurmak isteriz ya. Herkesin kafasına vurmak, sarsıp kendilerine getirmek. Öyle tatlı dille değil, dünyalarını bir anda alt üst ederek başlarına geçirircesine. House’ın felsefesi bu, normal yaşamı böyle.

Tabi seyretmesi güzel sadece. Çünkü yaşam zırhınızdaki en ufak çatlağı görecek ve oradan sızıp size yüzleşmek istemediğiniz her türlü duyguyu yaşatacak biri.

Dehşet bir zeka, inanılmaz bir hafıza, kartal gibi, insanları gözlem yapan ve kendi isteklerini herkesin her şeyin üstünde tutan bir kişilik. Hiç bir şey bu kadar tehlikeli değildir.

Dizinin yaşattığı kendinize sorgulattığı bir soruda; size beş kuruş değer vermeyen ama dünyanın en iyi teşhisleri koyan doktorunu mu istersiniz yoksa elinizi tutacak, şefkat gösteren bir doktor mu? Diziyi seyredince, özellikle başlarda, fikiriniz pin pon topu gibi oynayacak. Çünkü House sizle değil, hastlağınızın ne kadar ilginç olduğu ile ilgilenir.

Hele birinci sezonun yirmibirinci bölümünü seyredince, tabi Carmen Elecktra’yı seviyorsanız, daha çok seveceksiniz House’u.

Bir sürenin sonunda House’suz bir yaşam düşünülmez olacak sizin için.

House’u seyretmeden ne olduğunu asla anlayamacaksınız. Ne duruyorsunuz, inanın televizyonda House’dan daha iyi bir şey yok :)

Bu yazı 266 defa okundu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir