Akıl Hastalarının İç Dünyası

Akıl Hastalarının İç Dünyası

Akıl Hastalarının İç Dünyası adlı kitabı Musa’nın önerisiyle okudum. Musa özellikle yine onun tavsiyesiyle okduğum “Azil” adlı kitabı beğendiysem, bu kitabı da beğeneceğimi söyledi.

Enteresan bir kitap ama bir o kadar da iç daraltıcı. Kitap, Bert Kaplan tarafından derlenen, akıl hastalığı geçirmiş insanların daha sonra iyileşme sürecinde yazdığı hatta bazılarının akıl hastalığı süresince hastanede yazdıkları pasajlardan oluşuyor.

Kitabın tanıtımını en iyi kendi açılış cümlesi anlatır sanırım;

Bu kitap, akıl hastalıklarıyla ilgilidir. Bu şaşırtıcı ve garip olguyu anlayabilmek için en iyi yol, bu deneyimleri, yaşayan kişilerin ağzından dinlemektir. Böylece akıl hastalığının “neye benzediğini” değil de gerçekte “ne olduğunu”, bu olgunun özünü anlayabiliriz.

Kitap temel olarak dört bölümden oluşuyor;

İlk bölümde “Psikotik Deneyimler” dediği ve çoğunluğunu şizofren hastaların yazdığı pasajlar var.

İkinci bölümde “Psiko-Patolojik Deneyimler” dediği, daha çok davranış bozukluğu, ruhsal bunalım yaşayanların yazdığı pasajlardan oluşuyor.

Üçüncü bölüm “İlaç ve Uyuşturucu Etkisinde Yaşananlar” adı altında iki doktorun deneysel olarak Haşhaş ve Mescaline alıp bu ilaçların etkisi altında yaşadıkları deneyimleri anlattıkları pasajlardan oluşuyor.

Son bölümde Tolstoy, Sartre, Dostoyevski gibi ünlülerin akıl hastalığı belirtilerini tanımladıkları anıları veya yazıları yer almakta.

Kitapta deliliği anlatmak için kullanılan enteresan bir paragraf var not almışım şöyle diyor;

İnsan aklının çift aksiyonu vardır; duyu veya duygularla ilgili olan kısmı ve bu duyuların tanınması, farkedilmesi veya tanımlanması ile ilgili olan kısmı. Tıpkı dalgın bir adamın her yerde kalemini araması ve sonunda kulağının arkasında bulması veya düşünceye dalmış bir adamın kalkıp pencereye, masaya doğru bilinçsizce yürümesi, sonra da kendine gelip “ben buraya niye gelmiştim diye düşünmesi” gibi.

Yani bir deli tam anlamıyla duyularından yoksun değildir, yalnızca kafası acı veren başka düşüncelerle doludur.

Kitapta beni etkileyen paragraflardan iki tanesi de ailenin özellikle de annenin, çocuğun yetişmesi dönemindeki ilgi ve alakasının ilerideki akıl sağlığımızla çok alakalı olduğunu gösteriyor.

Annemin beni dinlemesini çok isterdim ama o hiç oralı olmazdı galiba bu hastalığımın temel nedeni.

Çocuğun sevecen iyi bir annesi varsa, büyüyünce kendini seven sayan biri olacaktır ama anne çocuktan nefret ediyorsa o da büyüyünce kendimden nefret edecektir. Bir çocuğun dediği gibi “Ben, yalnız annemin sevdiklerini severim”.

Kitapta not aldığım enteresan paragraflardan bir tanesi de Freud’un bir mektubundan alınan meşhur bir ibareymiş

Bir insan yaşamın anlamını sormaya başlarsa hasta oldu demektir.

Bu paragrafla paralellik gördüğüm Dostoyevski’nin de enteresan bir sözü var. “Yeraltından Notlar” isimli eserinde geçiyormuş;

Yemin ederim baylar, fazla bilinçli olmak bir hastalıktır – gerçek, eksiksiz bir hastalık.

Bu kitap bir şekilde elinize geçerse yılmayın okuyun.

Bu yazı 98 defa okundu

Murat Zaralı

Herkesin yazacak birşeyi mutlaka vardır ama çoğunlukla konuşmayı tercih eder, ben yazmaya çalışanlardan olmak için çalışıyorum :)

Latest posts by Murat Zaralı (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum eklendiğinde bana da bildir. Yorum eklemeden bu yazıyı takibe almak için tıkla